İz Bırakanlar PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
Cuma, 05 Haziran 2009 17:03

Ahmet KAHYA: Başköy köyünde ikamet etmekteydi. Hiç evlenmemiş, bekar bir adamdı.
Küplüde kahvehane işletirdi. Kahvehanesi önceleri Ahmet Ağaların ( Şahinler ) ahşap evinin alt katındaydı.4 ila 5 masa alabilen küçük bir kahvehaneydi. Masa ve sandalyeler ahşaptandı. Kahvenin tam ortasında ise saçtan yapılmış bir odun sobası bulunurdu. Kahvehane Lüks adı verilen ve tavana asılan gömlekli bir lamba ile aydınlatılırdı. Köşelerde ise gaz lambaları bulunurdu.

Lüks lambasının tanımı: Deposunda gazyağı bulunan, yuvarlak camlı, üst kısmında ise gaz deposundan çıkan ince bir gaz borusu ve bu borunun ucunda ipekten imal edilmiş başparmak büyüklüğünde ve gömlek olarak adlandırılan bir parça bulunurdu. Bu gömlek bir defa yakıldı mı, kül halini alır fakat fazlaca sarsılmadığı sürece sağlam olarak kalır, uzun süre kullanılırdı.

Gaz deposuna monte edilmiş bir pompa bulunurdu. Bu pompa ile depoya hava verilir dolayısıyla gaz’ın gömleğe ulaşması sağlanırdı. Epey güçlü ışık verirdi. Lüksün devre dışı kaldığı durumlarda köşelerde bulunan fitilli ve camlı gaz lambaları yakılırdı.

Kâhya Ahmet; sabahları saat 10.00 civarlarında kahvesini açardı. Ocağı yakar, çayını demler, müşterilere birkaç saat kendisi çay servisi yapardı. Öğleden sonra ise köşesine oturur, belirlediği bazı kişileri ocakta görevlendirirdi. Müşterileri genelde hep aynı kişilerdi. Köşesine oturan Kâhya Ahmet, kumarcı arkadaşlarının gelmesini bekler, geldiklerinde masayı dörtleyip, poker oyunu oynatırdı. Akşam üzeri poker oyununa son verilir ve bu defa içki alemi başlardı. Kahya Ahmet masaya gazete kağıtlarını serer, üzerine bir parça peynir, domates, salatalık, portakal, elma gibi sebze ve meyveleri koyar, yanına da bir ufak rakı iliştirir ve masadakilere birer duble ikram ederek,içki alemini başlatırdı.Sonraları ise masada bulunan herkes sıra ile rakı aldırır,masraflara ortak olunurdu.

O zamanlar vasıta pek olmadığından, Rakı almak için bisiklet ile istasyona gidilirdi. Genelde 4 kişi ile başlayan içki muhabbeti sofrası, giderek çoğalırdı,


O tarihlerde şimdilerdeki gibi her mevsim sebze bulunmazdı. Fakat Turfanda diye adlandırılan ve Yine adana - Antalya bölgesinde mart  -Nisan aylarında erkenci sebze üretimi yapılırdı.


İlçe pazarlarında Karabiber - Toz kırmızı biber gibi baharat satışı yaparak geçimini sağlayan Ali KAVUN,
Turfanda sebzelerin Bilecik il ve ilçe pazarlarına geldiği ilk günlerde, bu sebzelerden alır ve Kahya Ahmet’in masasına sürekli getirirdi.


Bu muhabbet saat 23.00 sıralarına kadar devam ederdi. Bu saatten sonra kahvesini kapatır ve yaya olarak Baş köye giderdi.


Köyde Jandarma karakolu bulunuyordu.( şimdiki sağlık ocağı yeri ) Fakat Kâhya Ahmet’in kahvehanesinde kumar oynanmasına, içki içilmesine göz yumulurdu. Zira Kahvehanede hiçbir zaman kavga ve tartışma olmazdı.


Kumar ve içki arkadaşları çoğunlukla Ahmet ağaların Ömer.( Ömer ŞAHIN ) -Yetim Osman ( Osman KARASU)


Kendi kardeşi Kâhya İbrahim olurdu

 

Ömer ŞAHİN  : ( Ahmet ağalar ) Nisan ayı ile Ekim ayları arasında Kızıl damlar köyünde kalır, sebze üretimi yapar, sebze satışından elde ettiği geliri ise kış aylarında Küplü de özellikle de Kâhya Ahmet’in kahvehanesinde tüketirdi.


Çok babacan, hatırı sayılır,herkese karşı iyi davranan ve muhabbeti bol bir adamdı.

Osman KARASU  : ( Yetim Osman )  Başköy de oturmaktaydı. Sebze üretimi yapar, ilçe pazarlarında satardı.


Hemen her akşamüzeri kâhya Ahmet’in kahvesine gelir, poker oyununa ve içki muhabbetine katılırdı.
Poker oyunu oynarken sandalyenin üzerine çıkar, sol ayağını dizinden kırar ve sağ ayağını altına alır otururdu. Çok dürüst ve hatırı sayılır biriydi.


Kâhya Ahmet Misafirlerine çok düşkündü. Kahvehanesine gelen bütün yabancılara yemek masası kurar, karınlarını doyururdu.


Kahvehaneye hoşlanmadığı biri girdiğinde kaşlarını çatar ve şu ünlü sözünü sarf ederdi.

< Aramızda mektepsizler var.>
Kâhya Ahmet’in masasına oturmayan yoktur. Herkese açık bir masaydı. Fakat hiç kimse ( misafirler hariç ) nevalesini almadan masaya oturamazdı.


Kâhya Ahmet Kahvehanesini daha sonraları  Hasan SORGUN’un evi altındaki ve halen kahvehane olarak işletilen yere taşıdı. Aynı muhabbetler, aynı alışkanlıklar yıllar boyu burada da devam etti.
Bir akşam köy hamamında yaptıkları içki âleminde kalp krizi geçirdi ve vefat etti.

Recep NEBI  ( Çerkez Recep )  : Şimdilerde Hüseyin ACAR’a ait olan evin altında bulunan kahvehaneyi işletirdi. Bu kahvehane o zamanlar köyün en iyi kahvehanesiydi.


Çok iyi esnaftı..Onun gibi bir esnaf bir daha köye gelmedi. Paraya hiç önem vermezdi. Eğer bir masada birkaç çay içilmiş ise, bu masaya bir çay servisi kendinden yapardı. Müşterileri genellikle cami cemaati idi.


Bu kahvehanede özellikle sabahları çok iyi muhabbetler kurulurdu.

Recep NEBI’nin ocağı hiç sönmezdi. Saat 23.00 sıralarında kahveyi kapattığında ocağın altını meşe odunu ile doldurur, aheste yanmasını sağlar ve Sabah ezanı okunmadan önce kahvehanesini açardı. Akşamdan attığı odunlar sayesinde ocağı kaynar bulurdu. Çayını demler, cami cemaatini  beklerdi.
Çok özel çayı olurdu. Camiden gelenler çaylarını yudumlarken koyu ve doyumsuz muhabbetlere girilirdi.
Öylesine doyumsuz, güzel muhabbetler olurdu ki, gençler dahi bu muhabbetleri hiç değilse dinlemek feyiz almak için sabahın erken saatlerinde kahvehaneye dolarlardı.


Köylüler arasındaki bir takım sorunlar, alınması gereken kararlar bu muhabbetlerde halledilirdi.
Muhabbetin sonunda herkes bahçesine çalışmaya gider, işi olmayanlar kahvehanede kalır, akşamüzeri yine bir araya gelinerek, yeni muhabbetler kurulurdu.


Recep NEBI’nin kişiye özel kahve fincanları ile cezveleri bulunurdu. Müşterisine göre kahve yapardı.
Sabah erken açık olan bir tek bu kahvehane mevcuttu.


Ramazan ayları içersinde sahura kadar açık olur, İskambil ya da çatka oyunları oynanırdı.

Rasim TEZKAYA: Kimsesi olmayan, yapayalnız, yaşlı bir adamdı. Kimlerden olduğu da bilinmiyordu. Fakat köye en yararlı kişilerin başında gelirdi.


Köyün gazetecisiydi. Sabah ezanında istasyona yaya gider, köy kahveleri ve bazı esnaflar için ayrılan gazeteleri alır, getirirdi. Herkesin ufak tefek işlerine koşar, verilen harçlıklar ile kendini idare ederdi. Düğünlerde bakır kovalar ile düğün evine su taşırdı. İyi bir insandı.

Mehmet YILDIZ  ( Korucu Mehmet ) : Uzun yıllar köyün bekçiliğini yapmıştır. Muhtarların sağ koluydu. Omuzun da Kırıkkale yapımı tüfeği, bahçeleri dolaşır, hayvanların sebze bahçelerine zarar vermesini engeller ve Muhtarın verdiği diğer görevleri tam bir görev bilinci içinde yerine getirirdi.
Herkes ile iyi geçinirdi. Özellikle çocukları çok severdi.


Türkan ŞORAY hayranıydı. O zamanlar soğuksu mahallesinde faaliyette bulunan Sinema da ( Veyis Hasan ) Türkan ŞORAY filmi var ise bu filmi mutlaka izlemeye giderdi.

Yoksul fakat onurlu bir adamdı. Kendisine köy bütçesinden verilen cüzi bir maaş ile geçimini sağlardı.

Dursun ÖZTULUM: 1935 doğumluydu. Aşağıköy köyünde bulunan devlet fidan üretme çiftliğinde uzun yıllar memur olarak çalıştı. Buradan emekli olduktan sonra 1984 Yılı seçimlerinde köy muhtarlığına seçildi.


Ölüm tarihi olan 13.06.1998 yılına kadar aralıksız köy muhtarlığı görevinde bulundu.


Muhtarlığı dönemine ilk defa köy’e ciddiyet ve otorite gelmişti. Daha önceleri muhtarlık yapanlar halk tarafından pek ciddiye alınmazlardı. Zaten Muhtar adayı da pek çıkmazdı.

Dursun ÖZTULUM otoriter biriydi. Hiç kimseye ayrıcalık tanımayan, taviz vermeyen bir yapıya sahipti.
Bu nedenledir ki,en fazla kırgınlık yaşadığı aileler kendi akrabaları olmuştur.


Herkesin sorununu çözmek, köyün eksikliklerini gidermek, köy adına yapılması gerekenleri layıkıyla yapmak konusunda tam bir görev bilinci ile çalışmıştır.


Sağ kolu Ali SÜZER’DI. ( Koreli Ali ) Her seçimde Ali SÜZER’I yanına aza olarak almıştır.

Sonuç olarak Dursun ÖZTULUM dönemine kadar ki muhtarlıklar ile kıyaslandığında, çok büyük farklılıklar ortaya çıkar’ki, Muhtarlığın nasıl yapılacağını diğer köyler ve il genelinde de kabul ettirmiştir.

Ali SÜZER: Kendisi Kore savaşına katılmış bir gazi idi. Aslen Pelitözü köyündendir. Aza olarak, Küplüye epey hizmetlerde bulunmuştur. Köyün alt yapısından sorumlu kabul edilmiştir. Herkes ile çok iyi geçinen, esprili ve güler yüzlü bir kişiliği vardı.


23 Kasım 2006 Tarihinde 77 yaşında iken bir trafik kazasında  kendisini kaybettik.

Raşit KOLAY: Köyün Ramazan davulcusuydu. Omzuna davulu, yanına fenerciyi alır, sahur vakti sokak, sokak dolaşarak, halkı sahura uyandırırdı.


Davul çalmasının yanı sıra çok güzel maniler de söylerdi. Bir evde ışık yanmaz ise uzun süre bu evin başında davul çalar, maniler söyler ve mutlaka ev halkını uyandırırdı. Ramazan aylarının 15.günü Davul çalmaya iki yanı küfe yüklü eşeği ile çıkar, evlerden verilecek Börek, Lokum ( Cevizli çörek ) gibi yiyecekler toplardı.


Topladığı bu kadar börek ve lokumu nasıl tükettiği halen merak konusudur.


Bayram sabahı ise yine eşeği ile köyü dolaşır, börek, baklava ve bahşiş toplardı.


Çok uzun yıllar köyün ramazan davulculuğunu yapmıştır.


Mehmet ŞIŞKO: Evinde oldukça sert fakat dışarıda çok babacan, güler yüzlü, sevecen ve şakacı bir insandı.


Kasaplık yapardı. Terazisi hiçbir zaman eksik tartmaz, her zaman istenen kilodan daha fazla et verirdi.
Köylerden topladığı kasaplık hayvanları, o zamanlar değirmenlerin yanında bulunan kesimhane de keserdi.


Müşterilerinin büyük çoğunluğu Demiryolları personeli olurdu. Siparişleri kendisine iletilir, o’da istenilen siparişleri layıkıyla hazırlar ve almaya gelen ile sahiplerine yollardı

Behçet Bey  ( Nahiye Müdürü ): Küplü de Nahiye müdürlüğü yapmıştır. Behçet Bey’in döneminde gerek aileler gerekse gençler arasında olagelen tartışma ve kavgaları tatlıya bağlar, aileleri barıştırırdı. Başında Fötr şapkası ile dolaşırdı.


Yaklaşık altı ay da bir halkı meydanda toplar, yapılanları ve yapılması gerekenleri anlatır, dargın olanlar var ise barıştırma yoluna giderdi.


Gençleri çok severdi. Komünist müdür suçlamalarına maruz kaldı ve Küplü nahiye müdürlüğü görevinden alınarak, Trakya taraflarında başka bir nahiye ye tayin edildi.


Yorum: Eli öpülesi bu eski insanlarımız genelde yoksul oldukları halde, çok dürüst ve onurlu bir yaşam sürdürmüşlerdir. Hiç kimse bir diğerinin namusuna ya da malına göz dikmezlerdi. Her zaman birbirlerine yardımcı olmuşlar, tam bir dayanışma içinde bulunmuşlardır. Münasebetlerinde öylesine dürüstlük ve saygı vardı ki, hiçbir evin kapısı kilitli olmaz, birçok mal dışarıda bırakılırdı.

 

Son Güncelleme: Pazar, 26 Ağustos 2012 19:02