Nostalji Köşesi


Çeşmeler  : Tabane - Biberler - Karabacak - Aşağı çeşme - Çınar altı - Nazmi DIYAR’ın evi önü - Karasu kenarı.( Bu çeşmelerden sadece Tabane ile Biberler çeşmesi faal durumdadır.)

Tulumbalar  : Fethi Bey camii karşısı - Hacı Mehmet ÖNDER’in ev önü - Cavit ÇAM’ın dükkanı altı.  ( Bu tulumbalar da yok edildi. )

Mesire ( Piknik ) yerleri  : Çamaşırlık mevkii - Karasu çayı kıyıları - Biberler çeşmesi çevresi - Osman AYAZ’ın evi önü .( Bu mesire yerleri de yok edildi.)

Karatepe Mevkii : Hemen her ailenin 5-10 dekar üzüm bağları vardı. Hayvan otlatmanın önüne geçilemediği için, zamanla bütün bağlar hayvanlar tarafından telef edildi.

En gözde üzüm bağları  : Canavarlara ( Ural CANAVAR ) ,Eşekçi Süleyman’a ( Süleyman BAKAN ) Kara Mehmet’e ( Mehmet YILMAZ ) ,Trakyalı Ali’ye aitti.

Karatepe bağlarının ünlü üzümü Beylerce idi.

Karatepe bağlarının bulunduğu mevkii’ye Orman Müdürlüğü tarafından ağaçlandırma yapılıp, Orman alanı ilan edildi.

Eski Su Kaynağı  : Köyün içme ve kullanma amacıyla kullandığı su Kulaca mevkiinden gelirdi. Köyde belirli sokaklara yapılan çeşmelere verilir, köy halkı bu çeşmelerden suyunu alırdı.

Elektrik’in köye geliş tarihi  : 1965

Sebzecilik   : 1970 yıllarına kadar Yaygın şekilde sebzecilik yapılırdı. Fasulye, Domates, Biber, Patlıcan, araka vb. sebzeler yetiştirilirdi. Yetiştirilen bu  sebzeler ilçe pazarlarında satılırdı. Pazaryeri ilçesi pazarına At, Katır, Eşek ile gidilirdi. Yol’a gece yarısı çıkılır, hava aydınlanmaya başladığında pazara varılırdı.

Yol güzergahı : Eski mezarlık yanından Dede kaya ya çıkılır,Çatak,Ahmetler köyleri takip edilerek.Pazaryerine ulaşılırdı. Bilecik ve Bozüyük pazarlarına ise at arabaları ile gidilirdi.

Sonraları ilçe pazarları yeterli gelmeyince, bu defa birkaç sebze üreticisi birleşir ve Kamyon kiralayarak,mallarını Eskişehir ve İzmit hallerine götürürlerdi.


Sonuç ta sebzecilik bütünüyle terk edildi ve şimdilerde ancak evinin ihtiyacı kadar sebze üreten birkaç aile kaldı.


Sebzeciliğin yok olmasının bir başka nedeni ise Karasu çayı suyunun çok kirli akmasıydı. Kirli su sebzelerde hastalıklara yol açıyor ve daha meyveye dönmeden kuruyordu.


Meyvecilik: Köyde oldukça büyük ve geniş gövdeli, geniş dallı ceviz ağaçları bulunmaktaydı. Ceviz ağacı gövdesinin mobilya sektöründe kullanılmaya başlamasıyla, birçok aile o güzelim ağaçlarını, nakit para eline geçtiği için tüccarlara satmaya başladı ve zamanla bu büyük ağaçlar tüketildi.


O tarihlerde ceviz meyvesinin pek getirisi olmadığı için aileler Cemal KAHRAMAN’a ait yağhanede cevizlerini çektirip, yağ haline getiriyorlardı. Elde edilen ceviz yağı yemek yapımında kullanılırdı.

Köyde Hiçbir aile ceviz fidanı dikmemiştir. Bütün ağaçlar kendiliğinden ( Kargaların ve Sincapların taşımasıyla ) yetişmedir.

Bazı bahçelerde Erik, Kiraz, Armut, elma gibi meyvelerde yetiştirilirdi. Fakat bu meyveler genellikle satılmaz, hatta birçok erik meyvesi toplanmadan dallarında bırakılırdı.


Kağıt Kavağı: Köyde kağıt kavağını kimse tanımazdı. Bilinen bir tek kavak türü vardı’ki oda karakavak ya da selvi kavak adı verilen uzun, yaklaşık 25 yılda ancak yetişen kavaktı.
Bu kavaklar bahçe sınırlarında, dere kenarı veya su arkları kenarlarında yetiştirilirdi.


1963 Yılında Şevket ARISOY tarafından dikilen kâğıt kavağı, çok iyi kazanç getirince, köylü kağıt kavağı ile tanışmış oldu ve bu defa Kağıt kavağı üretimine yöneldi.

Kilise   : Arsasında Ilk öğretim okulu bulunan mevki,Kilisenin ve hemen üzerinde ise Ruhban okulunun bulunduğu alandı. Bu yapılar Rumlar tarafından yapılmıştır.
Ruhban okulu diğer kiliselere papaz ( Rahip ) yetiştiren lise düzeyinde bir okuldu.

Kilise ile Ruhban Okulu,1921 yılı ağustos ayında Yunan askerleri tarafından yakılmıştır.
Yunanlılar bu tarihlerde Bilecik’i ve dolayısıyla da Küplüyü işgal etmişler, O zamanlar kasaba olan Köyü  tümüyle yakmışlardır.


Kilise ve Ruhban okulunun enkazı yıllar sonra yıkılıp, temizlenmiştir.

Trenler  :


Boğaziçi Treni: Demiryollarının en ünlü ekspresi idi. Kendinden lokomatif’li, kırmızı - beyaz renkli, 3 vagonlu bir trendi. Bu tren ile yolculuk etmek oldukça lüks sayılırdı.

Konya Meramı  : Halkın rağbet ettiği  bir trendi.Mavi - beyaz renkli,genelde 2 vagonu bulunurdu.

18 Katar    ( Posta )   : Buharlı makine ile çekilirdi. En sonuna konulan vagon ile posta mektupları ile havaleler taşınırdı. Haydarpaşa dan sabah saat 08.00 ‘de hareket eder,Bilecik’e akşam 17.00 civarında ancak gelirdi. Tabi rötarlı olmazsa.

Durmadığı istasyon olmazdı. Bu nedenle de < Ağaç görse duruyor > yakıştırması yapılırdı.

17 Katar ( Posta ) : Bu tren ise 18 Katar treninin karşılığı idi. Siirt ili Kurtalan ilçesinden hareket eder, Haydarpaşa’ya birkaç günde ancak ulaşırdı. Her gün çok uzun süreli rötar yapardı.
Bu trenin bir de hikâyesi vardır.

Bir aile Bilecik istasyonunda tren bekliyor.O gün de 17 katarın tam saatinde geleceği tutmuş. Ailede bir şaşkınlık. Nasıl olur da bu tren vaktinde gelir.
Ailenin kendi aralarında ki bu konuşmaya kulak misafiri olan demiryolu görevlisi cevap vermiş.
< Sizin vaktinde geldiğini sandığınız bu tren dün gelmesi gerekirdi. >

Voleybol turnuvaları  : 1980 yıllarına kadar özellikle Bayramlarda voleybol turnuvası düzenlenirdi. Yaklaşık 4 takım oluşturulurdu.

Tavla Oyunu Yarışmaları  : Bir zamanlar köyde tavla oyunu yoğun şekilde oynanır ve zaman zaman yarışmalar düzenlenirdi.

Tavla oyununun usta isimleri; Yunus UZUNKÖPRÜ ( koca Yunus ) - Hasan YILDIZ ( Korucu hasan ) - Rıza YAVAŞ ( Rıza usta ) - Hüseyin KAVUN.

Eski Karayolu  : Eski Eskişehir - Kütahya karayolu İstasyon yönünden gelip,Soğuksu mahallesi üzerinde demiryolu geçidinden geçer,Sefer ERŞAN’ın hayvan çiftliği yanından Kocaeli deresi yönüne sapardı. Burada bulunan demiryolu geçidini tekrar aşıp, Kocaeli mevkiini takip ederek. Eski ilk okul üzerinde bulunan 3.demiryolu geçidine ulaşır,bu geçitten de geçerek, sorgun köprüsü üzerinden Küplüye girerdi. Cumhuriyet caddesini takip ederek, Başköy çıkışından devam eder giderdi.

Mevcut karayolu ise 1955 yılında yapılmıştır.


Ahmet Ağa Evi   : Bir rivayete göre Milli mücadele döneminde Çerkez Ethem’in çetesinde milis olan Ahmet ağa, Çerkez Ethem çetesinin dağıtılması üzerine Kaçarak Kızıldamlar köyüne gelmiş,  Bu yörede silah ve tütün kaçakçılığı yaparak, epey servet edinmiş. Halen ayakta olan bu evi o zamanlar yaptırdığı söylenmektedir.

Hüseyin SAVAK  ( Güllü Hüseyin ) : Düğünlerde cümbüş çalardı.

Ural CANAVAR  : Düğünlerde darbuka çalardı.

Bilal / Çete Ikilisi  : Bilal klarnet,  Çete ise keman çalardı. Bu ikili köyde yapılan bütün düğünlere çağırılırdı.

Hasan SOYCAN  ( Kunduracı Hasan )   : Sesi çok güzeldi. Çok iyi şarkı söylerdi.

Hasan YILDIZ  ( Şilik Hasan ) : Bütün düğünlerde caminin müezzini yok oyununu oynar, türküsünü söylerdi.Oyun ekibinin lideri konumundaydı.

•    Hemen her evde At yada Eşek olur, her evin avlusunda toprak fırınlar bulunurdu.
Fırınlarda Ailenin 15 günlük ihtiyacı olan ekmek pişirilir,  Bayramlarda ise börek, baklava pişirilirdi.

•    Küplüde bir zamanlar sebze pazarı kurulurdu. Önceleri Cuma günleri kurulan bu Pazar sonraları Pazar günü kurulmaya başladı.

•    Eski zamanlarda evler de gaz lambaları ,  dükkan ve kahvehaneler de ise lüks adı verilen lambalar ile kullanılırdı.


•    Köyde Muhtarın verdiği görevleri yerine getiren bir korucu bulunurdu. Korucu Muhtarın verdiği bir takım görevleri yapmanın yanı sıra,  Omzunda Kırıkkale tüfeği, bahçeleri dolaşır, inek ve koyunların bahçelere zarar vermemesini sağlar ve hırsızlık olaylarını önlerdi.

•    Aynı şekilde Karatepe bağları için de ayrı bir bekçi görevli idi.


Hamam  : Köyde 3 adet Hamam mevcuttu. ( Resim ) 1.Çarşı içindeki hamam ( Muhtarlık arkası ) 2. Raşit KOLAY’ın evi önündeki. 3. Hamam önü mevkiinde.

Çarşı içindeki hamam 25 yıl öncesine kadar faal durumdaydı. Cuma akşamları,  düğün ve Bayramlarda çok kullanılırdı. Odun ile ısıtılırdı.

Konumu  : Çarşı tarafında bir giriş kapısı vardı. Kapıdan girilip, 3 basamaklı merdivenlerden inilir. Hemen karşıdan peştamal ve havlu alınır, sonra ahşaptan yapılmış, yüksekçe bölümlere yine merdiven ile çıkılıp gelinir, burada soyunulup, peştemal örtünerek ve tahta terlikler giyilerek, yıkanma odalarına geçilirdi. Yıkanma odalarına ayrı bir kapıdan girilirdi.


Girişin sağ yanında temizlik için ( traş vb.) ayrı bir bölüm bulunuyordu. Sol yanında ise iki ayrı yıkanma odası mevcuttu.( Hamam ) Bu odalarda 3’er adet kurna ve oluk,  odanın orta yerinde ise göbek taşı bulunurdu. Çoğu zaman sıra beklemek zorunda kalınırdı. Genellikle bakır taslar kullanılırdı. Tavan kısmında ise küçük,  yuvarlak camlar mevcuttu. Bu küçük camlar içeriye yeterli ışığı sağlardı. Yıkanma işlemi bittikten sonra Hamamcının getirdiği kuru peştamal takılır,  omuzlara havlu atılır,  baş’a ise yine havlu bağlanıp,  soyunulan yere gelinirdi. Burada birkaç dakika dinlenilir (  Bu ara çay veya gazoz içilir.) ter atılır ve sonra giyinilerek,  hamamcıya ücreti ödenir ve Hamamdan çıkılırdı.


Hamam özellikle Damat yıkanmalarında kullanılır,  hamama getirilen damat yıkandıktan sonra yaşlıların tekbir sesleri ile giydirilir ve hamamdan çıkarılırdı.

Han   (Hamamın hemen önü) : Han da 2 adet tuvalet ( Şişe ile su kullanılırdı.) at ve eşeklerin bağlandığı kapalı bir ağıl,  Özellikle tahıl pazarı olarak kullanılan üstü kapalı, yanları açık çardak ve ortada büyük bir açık alan vardı.


Bu han genellikle çevre köylerden pazara veya değirmen’e gelen köylüler tarafından kullanılırdı. Açık alanında Sünnet çocuklarının giydirilmesi yapılırdı. Sünnet çocukları, çalgılar eşliğinde buraya getirilir, tekbirlerle giydirilirdi.

Kalaycı-Demirci -Nalbant- Çakıcı  :  Şimdiki düğün salonunun ve mevcut tuvaletlerin bulunduğu bölümde küçük dükkanlar vardı. Bu dükkanlar’da Kalaycılık,  nalbantlık,  demircilik ve çakı imalatı yapılırdı.


* Düğünlerde kadınlar sokak aralarında eğlenirlerdi. Sokak başları kilimler ile kapatılır ve erkekler seyretmesin diye düğün sahibi yakınları nöbet tutarlardı.


* Cenazesi olan eve komşular bir hafta süreyle yemek getirirlerdi.( aile cenazeye gelen misafirleri ile ilgilenemez diye )


* Ilk Küplülüler günü 17 nisan 1987 yılında,  Ilköğretim okulu bahçesinde yapılmıştır.


* Şimdiki sağlık ocağı yerinde Jandarma karakolu vardı. Daha sonra bu karakol binası
ilk okul olarak kullanıldı.


*Sağlık ocağı ( Evi ) 1993 yılında faaliyete geçmiştir.


* Küplü girişindeki Priket bina ( Ahmet EKERYILMAZ’a ait ) 1971-1972-1973 yıllarında Küplü spor kulübü adına sinema olarak kullanılmıştır.


Mezbahane : Değirmenlerin yanında idi. Köyün kasapları ile çevre köylerden gelenler hayvanlarını bu mezbahane’de keserlerdi.

Değirmenler  : 3 adet değirmen mevcuttu. 1 Sami SAVAK’a ait değirmen. 2 Kör Ahmet’in değirmeni. 3 Mustafa amcaya ait değirmen.


Bu değirmenlerde 1960 yıllarına kadar un öğütülürdü. Daha sonraları ise kil, pekmedit, kaolin madenleri öğütülmeye başlandı.


•    Sorgun deresinin kaya dibi mevkii çocukların yüzme alanıydı.


•    Evlerde su hattı yoktu. Ev kadınları evin ihtiyacı olan suyu çeşmelerden yada tulumbalardan bakraç,  testi,  güğümlere doldurarak sağlarlardı.


•    1980’lere kadar Soğuksu Mahallesi  ( Orhan gazi)  Küplüye bağlı bir mahalle idi.


•    18 Yaşından küçük olanlar kahvehanelere alınmazdı.


•    Bir büyük herhangi bir çocuğu bakkaldan sigara aldırmak yada evine bir haber veya eşya göndermek için görevlendirirse, o çocuk yada genç verilen görevi yerine getirmez ise önce kendi babası veya Ağabeyinden dayak yerdi.


•    Köyümüzün en renkli siması Aga mehmet’ti. Hemen herkes kendisini kızdırır, Mehmet amcanın bağırmaları yada küfürleri halk’a bir başka haz verirdi.


Alışveriş  : Bakkal, Manifatura, kunduracı, kasap, terzi vb. Bu esnaflardan harman veresiye alışveriş yapılırdı. Borçlar Yaz döneminde ödenirdi.


( Yazdan yaz’a ödenen bu veresiyeler bir defa dahi sekteye uğramazdı. )

Kunduracılar  : Özellikle Bayramlarda Kunduracılara sipariş ile ayakkabı yaptırılırdı.
Ayakkabılar dana derisinden yapılırdı. Bu dönemin en usta kunduracısı: Kunduracı Aliydi. ( Ali SOYCAN )

Terziler  : Bayramlara yakın günlerde sabahlara kadar çalışırlardı . Terzi dükkanlarında gecenin geç saatlerine kadar çok derin muhabbetler yapılırdı.

•    En çok tüketilen yemek türü Tarhana çorbası ile çömlekte pişirilen Kuru fasulye yemeğiydi.


•    Her evin avlusunda topraktan yapılmış fırın bulunurdu. Aileler bu fırınlarda 15 günlük ekmeklerini,  Düğün ve Bayramlarda ise Börek,  baklava pişirirlerdi.


•    Hemen her evde bir inek bulunur,  elde edilen 3-4 kilo süt ile yoğurt ve peynir yapılır,  bazı aileler ise sütlerini satarak ev ekonomisine az da olsa bir katkı sağlardı.


•    Sabahları çay kahvaltısı diye bir adet yoktu. Sabahları tarhana çorbası pişirilir,  tepsi içinde yer sofrasına getirilir ve içine kuru ekmek doğranarak aile halkı topluca kaşıklardı.


•    Tereyağı elde etmek için evlerde Ahşap,  yuvarlak,  uzun yayıklar bulunurdu. Yapılan yoğurtlar yayık içine dökülür,  ucunda yuvarlak bir ( Tekerlek gibi) ağaç bulunan,  uzun saplı sopalar ile bu yoğurt dövülür ve üzerine çıkan yağlar alınıp,  Yemekler’de kullanılırdı. Yayıkta kalan kısım ise ayran olarak tüketilirdi


* Karatepe bağlarından toplanan üzümler genelde satılmaz ( Satılamaz )

sirke,  pekmez,  şarap üretiminde kullanılırdı.

Evlerde toprak küpler bulunur,  bu küplerin içleri pekmez ile dolu olurdu.


*   Onca yoksulluğa rağmen misafire apayrı bir değer verilirdi. Gelen misafir baş tacı edilir ve elde ne varsa önüne çıkarılırdı.

Yoksulluk  :
*  O dönemlerde ( 1950- 1960 yılları ) gerçekten çok yoksulluk vardı. Bayramlarda çocuklar ve gençler için fitilli pantolon,  Gıslavet,  Derby marka lastik ayakkabı giymek dahi lüks sayılırdı.


*Gençler,  Kahvehanelere yazdırdıkları veresiyeleri ödeyebilmek için Karatepe bağlarını yövmiye ile kazmaya giderlerdi.

* Köyde sigara içme alışkanlığı oldukça fazlaydı. Köy halkının sigara alma gücü olmadığı için genellikle sarma tütün içilirdi. Bu sarma tütün o dönemlerde yasaklar listesindeydi ve üzerinde yakalandığı zaman para cezası uygulanıyordu.


Sigara olarak ise üçüncü,  ikinci,  birinci sigaraları mevcuttu. Bu sigaraların fiyatı ise

15 kuruş,  20 kuruş, 30 kuruştu.


Fakat alım gücü olmadığından,  genellikle sarma tütün kullanıyordu. Sarma tütünün kağıdı ise kaçak olarak Irak ve Suriye’den gelirdi.


1960 ihtilalinden sonra 27 mayıs sigarası piyasaya sürüldü. Filtresizdi ama folyolu olunca epey rağbet gördü. Daha sonraları ise Bafra,  Yeni harman, Yenice, Bahar, Yaka gibi sigaralar üretildi.

Sigara alamayan ve sarma tütün temin edemeyen bir çok genç ve çocuk,  sokaklardan topladıkları izmaritleri içiyorlardı.

= Nasıl bir yoksulluk tu bu ;
Günümüz ihtiyaçlarının hemen hiçbirinin olmadığı o dönemde, Insanların bir sigara alabilecek, çay parası verebilecek durumu yoktu.


•    Buzdolabı, çamaşır Mak. Bulaşık mak. mobilya, telefon, televizyon, Elektrik, su şebekesi, ulaşım araçları vb. Marketlerde tüketime sunulan gıda ve giyim eşyaları bulunmazdı.


•    Evler kerpiçten yapılır, odalarda tahtadan sedirler, sedirlerin üzerinde kilim ve minderler bulunur, mutfaklarda ise 3-4 sıralı tahta raflar olurdu.Radyo dahi bir çok evde ( lüks olarak kabul edilir.) bulunmazdı.


•    Evler gaz lambaları ile aydınlatılır, Öğrenciler derslerini gaz lambası ışığı altında yapar, ev dışına çıkıldığında yine gaz ile yanan saplı fenerler alınırdı.


•    Bakkallarda çocuklar için sadece akide şekeri,  arasına lokum sıkıştırılmış yuvarlak bisküviler, leblebi şekeri ve tahin helvası bulunurdu.
Kahvelerde ise bildiğimiz Türk kahvesi, çay, ve tatlandırılmış gazoz içilirdi.


•    Ekmek fırını bulunmazdı.Her aile kendi ekmeğini ( 15 günlük ) kendi evinin avlusunda bulunan toprak fırınlarda pişirirdi.


•    Ayakkabı alınamaz, mevcut ayakkabılar kunduracılara defalarca yama yaptırılır, uzun zaman giyilirdi.


•    Kadınlar giyim olarak Manifaturacıdan aldıkları kumaşları dikerek,  kendilerine elbise yaparlardı.


•    Erkekler ise genellikle aba pantolon kullanır, üzerlerine çuhadan bir yelek giyerlerdi.


•    Evlerde banyo yapılacak bölümler pek bulunmazdı. Köy hamamında erkekler ve kadınlar için ayrı günler belirlenir ve bu günlerde hamama gidilip,  yıkanma ihtiyacı giderilirdi.


•    Düğünlerde takı yerine ev eşyası hediye edilirdi. Sesi gür olan bir kadın ortaya çıkıp,  hediyeleri kabul etmeye başlar ve < Gelinin halasından tencere, Damadın dayısından elbiselik kumaş, komşu emine den   bulaşık leğeni diye isim, isim hediye olarak verilen eşyaları eli ile havaya kaldırarak, anons yapardı.


•    Yine düğünlerde Kadınlar kendi aralarında kına gecesi yaparlar,  sesi iyi olan bir kadın eline darbuka alarak türküler ve oyun havaları çalar, söylerdi.


•    Çoğu aile çay alamadığı için kurutulmuş ayva yapraklarından çay demlerdi.

Burada düşünülmesi gereken nedir ?

Sadece karın doyurmak için ihtiyaç duyulan temel gıda maddelerini dahi satın alabilecek parasal gücü pek olmayan o günün dürüst, onurlu insanların evlerinin kapıları geceleri açık olur, fakat hiçbir hırsızlık olayına rastlanmazdı.

Peki neydi o günün temel gıda maddeleri ;
Tarhana,  kuru fasülye,  yoğurt,  turşu,  peynir,  pirinç ve olmazsa olmaz olan Ekmek.
Tarhana,  Makarna ( Erişte )yoğurt,  peynir,  ekşimik,  turşu,  reçel,  pekmez, gibi gıdaları kendileri yapardı.
Börek ise özellikle Ramazanlarda çok tüketilirdi. Baklava ise sadece Bayramlarda görülebilecek bir tatlıydı.


Sebze ihtiyaçlarını ise yine kendi bahçelerinde yetiştirirlerdi.

Her şeye rağmen mutlulardı,  Hiç kimse ile sorunları olmazdı.Küçüğün, büyüğüne karşı ayrı bir saygısı olur, komşunun dar gününde yardımına koşulur, yaşlılar ve hastalar ziyaret edilir, düğünler elbirliği ile yapılırdı.

( Bu günümüz ile lütfen karşılaştırın.)